Çocuk Kitaplığı

Çocuk Kitaplığı
ilköğretim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ilköğretim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

20 Ağustos 2014 Çarşamba

Semadan yere çakılan güç!

Valeri Suslov/ En Güçlü Kim
Oda Yayınları / Çocuk Kitapları Dizisi
Çeviren: Hasan Kıyafet
76 syf/ İstanbul, 1991

Evrim Gökçe 

Çocukluğun büyüklükler, güçler, kuvvetler, uzunluklar gibi ölçütleri yordamaya çalışılan günlerinde; ‘kimin güçlü olduğu’ sorusu suçu hiç içermediği, suçlulukla hemhal güce su taşımadığı için tarihinin en masum pratiğini yaşıyor gibi görünüyor.

Çocukken annenizi sonu bitmeyen sorularla yorduğunuz, annenizin topu babanıza attığı, babanızın ‘hı hı’ diye soru sorduğunuzu anlamadan onaylar kisvesiyle sizi geçiştirdiği, buluğ çağındaki ağabeyinizin kendi sorularıyla zaten karışık olan kafasını da alıp sert bir hamleyle kapıyı suratınıza çarptığı günleri anımsıyor musunuz?

Peki ya; ‘Bu çocuk çok soru soruyor’, ‘Her şeyi bilemem’, ‘Öğretmenine sor’, ‘Git annene sor’, ‘Baban gelsin biraz da ona sor’, ‘Ablası bir cevap versen ne olur’ cümlelerinin evinizde duvarlara çarpıp size döndüğü günleri?

Valeri Suslov’un öyküsündeki Aleksey, cevap aramaktan başınızın döndüğü, dünyaya iştahla baktığınız, deniz mi daha derin okyanus mu, yere bir delik açıp dünyanın öbür yanından çıkabilir miyim, burnuma soktuğum leblebiyi gözümden gözyaşı gibi atabilir miyim, leblebi de gözyaşı gibi yuvarlak değil mi diye sorular sorduğunuz günleri hatırlatabilir.

4 Haziran 2014 Çarşamba

İki Yazar Bir Kitap: Kayıp Kitaplığın Gizemi



Kayıp Kitaplıktaki İskelet
Aytül Akal- Mavisel Yener
Resimleyen: Buket Topakoğlu 
Tudem yay.
8-10 yaş
                                                                                          

Mehmet Özçataloğlu

Sayısız masala ev sahipliği yapabilecek zenginliğe sahip Antik Efes kentini tanımak için doğru kitaptasınız.

Türkiye edebiyatında hiç de alışkın olmadığımız türde bir kitaptan, iki yazarlı bir romandan söz etmek istiyorum. Mavisel Yener ve Aytül Akal’ın zaman zaman bölümleri, zaman zaman da paragrafları takip ederek yazdıkları, tümcelerini tümcelerine kattıkları “Kayıp Kitaplıktaki İskeletten.” Bakmayın iki yazarlı dediğime; kapakta iki ad yazmasa asla fark edilmez bu durum. Sanki tek kalemden çıkmış gibi!
“Kayıp Kitaplıktaki İskelet” İzmir ili sınırları içerisinde yer alan Efes Antik Kenti’ndeki Celsus Kütüphanesi’nin gizem kapılarını açıyor.

Antik kentin bekçisi Hilmi Efendi’nin özgürlüğüne düşkün kızı Ceylan’ın ve arkadaşlarının başından geçenler anlatılıyor bu kitapta. Ceylan’ın kedisi Efes bir gün gizli geçide girer ve orada sıkışır kalır. Yakın arkadaşları Kapkap ve Çelimsiz onun yardımına koşarlar. Fakat Efes, öyle bir yerde sıkışmıştır ki insan gücü olmadan onu oradan çıkarmaları pek de mümkün değildir. Hal böyle olunca Çelimsiz de Ceylan ve arkadaşlarından yardım ister.

Karla Kaplı, Zorlu Bir Coğrafyada Geçen Hasretlik Öyküsü: Kardan Anne

Kardan Anne
Şaban Akbaba
Evrensel İlk Gençlik Kitaplığı
2014, 12 ve üstü

Hüseyin Ozan Uyumlu

            Annenin Yokluğunda Kardan Anne de Yapılabilir, Ama O Size Sarılamaz…

“Kar taneleri… kar taneleri… kar taneleri… kar… kar… kar… kar… kar karkar karkar…” Kars’ın Arpaçay ilçesi, Bardaklı köyü… Her yan bembeyaz. Ot yığınları, atlar, köpekler, insanlar, yollar, türküler, hayvan gübreleri, bahçeler, toprak damlar, her şey kar altında. Kavuşmalar da… Şehirden bağı kesilmiş, yolları kapanmış, tuzağa tutulmuş kuşlar gibi eli kolu bağlanmış insanlar… Altı aya yakın süren kış koşullarında, her şey zor. Hele ki bölük pörçük bir ailenin iki küçük çocuğu için hüzünlü bir kış. Gülnur ve kardeşi Tanay, Bardaklı köyünde anne-baba özlemiyle yanıp tutuşuyorlar ve kar dahi yüreklerini soğutmuyor. Anne hasretiyle uykuları kaçıyor. Nine ve dedeleri onları çok seviyor ama bu sevgi yetmez…

Kim annenin yerini tutabilir ki?


28 Mayıs 2014 Çarşamba

Kardeşçe Bir Yaşama Davet


Defne Ağacı ve Orman Kardeşliği
Ömer Faruk
Resimleyen: Buket Topakoğlu Gencer
YKY, 2012     
6-8 yaş      

Mehmet Özçataloğlu                                           
                           
Defne ağacı ve Orman Kardeşliği, Gezi’de ağaçlara sarılanlara, iş makinesinin önüne oturan Kıymet Teyze’ye velhasıl doğaya dost insana selamdır…

İnsanoğlu gözünü döndürmüş, yeşile dair ne varsa grileştirme telaşında. Bitmek bilmez bir istek, kesilmez bir iştahla doğaya saldırıyor. “Her yer inşaat olsun, cebimiz parayla dolsun” fikrinin acımasızlığını bu ülke geçen yıl bugünlerde yaşadı. “Önümde kimse durmasın, yakar yıkarım inşaatımı da yaparım” fikrine karşı onlarca göz feda edildi. Yaralananlar oldu, yetmedi sekiz can yitirildi. Gezi direnişinin yıl dönümünde, anamalcı sistemle doğanın gerçek sahipleri arasındaki mücadeleyi konu eden “Defne Ağacı ve Orman Kardeşliği” nden söz edelim istiyorum. Söz edelim ki masum zihinler anamalcı sistemin çürümüş bir sistem olduğunu bilsinler. Yaşamın para üzerine kurulu olmadığını, başka ve daha önemli değerler olduğunu akıllarında tutsunlar.

Yapı Kredi Yayınları arasından yayımlanan, Ömer Faruk’un yazdığı, Buket Topakoğlu’nun resimlediği kitap çevre kirliliğinin yarattığı sonuçları ve onlara itiraz eden hayvanların ve ağaçların heyecanlı maceralarını anlatıyor. Gezi parkındaki ağaçların katledilmesine insanların bir kısmının sessiz kaldığını, görmezden geldiğini, daha da kötüsü katliamı desteklediklerini düşününce hayvanların çevre kirliliğine karşı duruşu daha başka ve daha fazla anlam kazanıyor.

21 Mayıs 2014 Çarşamba

Hayır Bana Dokunma!

Bedenim Bana Ait
Pro Familia
Resimleyen: Dagmar Geisler
Çeviri:  Kâzım Özdoğan
Gergedan Yayınları, 2014
5 yaş ve üstü


Nihal Ünver

Bedenim Bana Ait’te cinsellikle ilgili hak ihlalleri, bedenle ilgili hoşlanma ve hoşlanmama duygusunun açık olarak resmedilmesi, çocukların kafasında bir netlik oluştururken ebeveynler için de yol gösterici özellik taşıyor.

Bedenlerin erkek, kadın, çocuk fark etmeden “insan” olarak tanımlanan o çok önemli ve değerli anlamının hiçe sayıldığı günlerden geçiyoruz. İnsan bedeni gerçekten ve kıyas götürmez bir şekilde kıymetli oysaki. Doğduktan sonra bin bir zahmetle, eziyetle yaşama uyum sağlıyor, nefes almayı, öksürmeyi, içmeyi, yemeyi, yürümeyi, koşmayı, zıplamayı öğreniyor. Ve nihayetinde kimliğini kazanıyor, yaşama karışıyor. Ömrün ilk yıllarında her adımı değerli olan bu gelişimin yaş büyüdükçe pek bir kıymeti kalmıyor gibi. Ama öyle değil işte, her insan bir dünya ve her insan zihni ve bedeniyle bir bütün olarak değerli. Ne kazayla, ne de gaz fişeğiyle ne de yerin altında zehirlenerek yitmeli.

Bedenim Bana Ait, o koskoca insan ömrünün en kritik evresinde, çocukların kendi bedenlerine dair bir bilinç oluşturma çabasını anlatıyor. Bedene dokunulmasıyla ilgili hoşlanma ve hoşlanmama duygusunun açık olarak resmedilmesi, çocukların kafasında bir netlik oluştururken ebeveynler için de yol gösterilmiş oluyor. Çocuklar için beden, yakınlık, temas kurma gibi konular tamamen duygular üzerinden verilmiş, didaktik yollarla değil. Babaannenin yumuşacık kucağı, çok sevgili bir arkadaşla yan yana oturmak, küçük bir bebeğin elinden tutmak ve arkadaşla yerlerde kudurmak; hepsi de çocuğun tanımlayabildiği ve "hoş"  olarak adlandırabildiği örnekler. Ve fakat birinin onu kabaca gıdıklaması, şapır şupur öpmesi, ya da birinin onu sıkıca kucağında tutması ve elbette bir köpeğin kendini yalamasından hoşlanmıyor. Oldukça basit durumlar üzerinden açıklanan bu hoşlanmama durumuyla karşılaşan çocuğun “Bunu yapma, bana dokunma, bunu istemiyorum” demesi öneriliyor.  

14 Mayıs 2014 Çarşamba

Okuyunca içim böyle yumuşacık oluyor!


Kitap Faresi
Vagelis İliopulos
Çeviri: Seda Kostik
Kuraldışı Çocuk Yayınevi
6-8 yaş
 Özlem Koç

Bilge bir fare, kitaplar ve aşk… Aşk, çocuk kitabında ne arar demeyin, gelin bizimle bakın.

Kuraldışı Çocuk Yayınevi’nden basılan ve Seda Kostik’in Türkçe’ye çevirdiği dört kitaplık seri çocuklar için oldukça ilgi çekici çünkü her kitabın arkasında öyküyle ilgili eğlenceli bulmacalar olan şahane kitaplar bunlar. Oğlum bu kitaplar için şöyle bir yorum yaptı; “okuyunca içim böyle yumuşacık oluyor”

Serinin ilk kitabında, Kitap Faresi’ni tanıyoruz. Kitapları önce okuyup, sonra yiyen bilge bir fare bu. Bilgeliği ile kendisini yakalasınlar diye getirilen kedileri bile alt edip, onlara eğitim vermeye başlıyor ve bilgi, kaba kuvvete baskın çıkıyor. İkinci kitapta çok yalın ve içten bir sevgi öyküsü var. Kitap Faresi, kütüphaneci Tita Gravyer ile tanışıyor ve ilk görüşte aşık oluyor. Bu aşkın karşılık bulmasının tek koşulu, kitapları yememesi iken bilge faremiz şartı yerine getiriyor ve Tita’nın gönlünü çalıyor.   Kitap Faresi Kütüphanesi’ndeki Gizem adlı üçüncü kitaba geldiğimizde ise Tita ve Kitap Faresi’nin küçük dünyasının artık genişlediğini görüyoruz. Neden derseniz, bu sevimli aileye iki de bebek katılıyor da ondan. Sonrası ise tam bir şenlik. Tita Gravyer ve küçük çocukları Mimi Kaşar Peyniri kütüphanedeki gizemli olayları çözebilecek mi?  İtiraf etmeliyim ki ben okurken sonunu tahmin edemedim.

7 Mayıs 2014 Çarşamba

Hüzünlü Bir Masalın Kıyısında Durmak

          
Mutlu Prens
Oscar Wilde
Çeviri: Nihal Yeğinobalı
Resimleyen: Mustafa Delioğlu
Can Çocuk, 2010
8 yaş  ve üstü
Ayla Özüm

İnsanlık Anıtı’na ‘ucube’ diyen uzun adama inat biz Mutlu Prens’e göz kırpıyoruz. Biliyoruz ki biz bize yeteriz.

Masal okurken gözleri yaşarır mı insanın? Eğer bu masal Oscar Wilde’ın “Mutlu Prens”i ise evet. Mutlu Prens’in sizi hüzünlü bir masalın kıyısına götüreceğine emin olabilirsiniz.

Mutlu Prens her şeyi gören, kocaman yürekli bir heykel. Aslında  yaşamı boyunca saraydan çıkmamış, genç yaşta da ölmüş bir prens…. Heykelinin dikildiği şehri yaşadığı saray gibi bilmiş bu yüzden de yaşarken yüzünden gülümsemesi eksik olmamış biri. Ama bir gün ölüp de heykel olunca, o heykel de kentin ortasındaki tepeciğe dikilince mutsuzluk sarıveriyor kurşundan dökülmüş pamuk kalbini…

Heykeli yapanlar altın, elmas, yakut gibi değerli taşlarla kuşatmışlar onu. Bu yüzden bulunduğu parka çok sayıda ziyaretçisi geliyor zaten. Herkes onun güzelliğine, ihtişamına hayranlıkla bakıyor. Bir saza olan aşkından dolayı göç kervanını kaçırmış kırlangıcın yolu bu ihtişamlı heykel ile kesiştiğinde, Mutlu Prens’in kentin yoksulluğuna olan duyarlılığı gözünden yaş olup yağmur gibi yağıyor kırlangıcın üstüne. Neleri dert etmiyor ki Mutlu Prens?

Avcunuzun içini hiç civciv gagaladı mı?


Öksüz Civciv
Rıfat Ilgaz
Çınar Çocuk
8-12 yaş 
Hüseyin Ozan Uyumlu

Emekçiler hep birbirine benzer. Her ne kadar bir tatil romanı gibi gözükse de Ilgaz, Öksüz Civciv’de çocuklara emeğin güzelliğini gösteriyor

7 Mayıs, Rıfat Ilgaz’ın doğum günü. İyi ki doğdun büyük yazar. Öksüz Civciv, Kastamonu’nun Karadeniz kıyısındaki güzel bir ilçesi olan Cide’de geçiyor, yazarın doğduğu yerde. Ilgaz, küçük yaşta babasını kaybetmiş, romandaki Güliz de öyle.  Bir türlü başaramayız öksüz ile yetim arasındaki farkı hatırlamayı. Hiç de önemli değil aslında. Şefkat ve ilgi bekleyen, çoğu zaman yaşıtlarına göre daha zor bir çocukluk geçiren bireyleri anlamak daha önemli.

Ne güzel bir başlangıcı var Öksüz Civciv’in: “Anneee” dedi Güliz. “Bak şu vapura! Yelkenini açmış, ne de güzel gidiyor!”. Güliz, annesi Bayan Şenay’la küçük ve sevimli bir kasabaya yaz tatili için gidiyor. Bu sözünü de yolculuk sırasında söylüyor. Tatilde Erdem ve öksüz civcivle tanıştıktan sonra başından geçen olaylar çocuklar için oldukça öğretici ve eğlendirici, çocukluğu köyde geçen yetişkinler için de nostaljik diyebilirim. Sevimli bir tatil bu, samimi, güvenli. Güliz ve annesi daha kasabaya iner inmez taşranın misafirperverliği ve içtenliği göze çarpıyor. Çalışkan insanlar, güzel köy kahvaltıları, temiz hava, doğa ve hayvanlarla iç içe bir güzel yaşam için her şey var. 

23 Nisan 2014 Çarşamba

Uzaklardan Masallar

     

Latin Amerika Masalları
Kolektif
Dipnot Yayınları, 2008
9 yaş ve üstü

Mehmet Özçataloğlu

Bolivya’dan Meksika’ya, Brezilya’dan Arjantin’e, Porto Riko’dan Surinam’a güneşin el verdiği uygarlıkların mitlerle zenginleşen masalları çocukları bilinmeyen dünyalara davet ediyor.

“Masallar insanlığın yalın hallerinden, en derinlerdeki zaafları, tutkuları, meleksi ve şeytani durumlarından birtakım semboller aracılığıyla yepyeni gerçekliklere açılan olağanüstü yapıtlardır. Bir anlamda masallar, insanın yaratıcılığını harekete geçiren önemli birer yazınsal güçtürler” demiş Hülya Soyşekerci bir yazısında. Bu düşünce doğrultusunda okudum ben de Latin Amerika Masalları’nı.
Acaba dünya çocukları bizimle aynı masallarla mı büyüyorlar, diye iz sürdüm her birinde. Farklı kültürlerin çocukları aynı ya da benzer fantastik ögelerle mi bezeniyorlar? Yaratıcılıklarını benzer ögeler mi tetikliyor? Eğer ki düş güçleri benzer kaynaklardan besleniyorsa kültürel farklılıklar nasıl oluşuyor? Kitabı elime almadan bu sorularla donanmıştım?
Ve okurken gördüm ki farklı kültürlerin çocukları farklı ögelerle donatılıyorlar. Kültürel farklılıklar masallara da yansıyor. İyi ki de yansıyor. Yoksa bütün çocukların aynı masallarla büyümesi ne kadar da sıkıcı olurdu kim bilir? Kültürel zenginlik nasıl yansırdı yeryüzüne?

16 Nisan 2014 Çarşamba

Nergui: Hiç kimse, Ovo (?) Hiç de tanıdık değil, öyle değil mi?



Benim Adım Hiç Kimse
Frank Cottrell Boyce
Çeviri: Arif Cem Ünver
Tudem Yayınları, 2013
8+ yaş

Gökçen Düzkaya

Bir ülkede gece yatağından kaldırılıp sınır dışı edilen çocuklar varsa, o ülke "gelişmiş" falan değildir!

Bir belgesel çekmek isterseniz fotoğraflar en büyük yardımcınızdır. Bir kitap yazmak isterseniz de anılar… Anı öykü yazmak isterseniz, gerçek olması şart ve daha etkileyicidir. Bir de o gerçeklik toplumsal yapının bağrında açılan yaralardan biriyse, işte o zaman kesinlikle yazılmalıdır bunun hikâyesi.

Benim Adım Hiç Kimse” bu yaralardan birine parmak basıyor. Okuyucuya bir göçebe öyküsü sunuyor. Öyle bir öykü ki, Moğolistan ile İngiltere’yi buluşturup, fotoğraflarla da süslüyor. Nergui, Moğolca’da ‘hiç kimse’ demek. Ovo da bir çeşit batıl inanç. Bu öyküde bir İngiliz çocukla Moğolistanlı iki erkek kardeşin tuhaf ve bir o kadar da eğlenceli anılarına şahit olacaksınız. Tabi ‘Nergui’ ve ‘Ovo’ sözcüklerinin tam olarak ne anlama geldiklerine de… Orta Asya’nın steplerinden Liverpool’un futbol takımına uzanan; iblisi gösterip aslında iblisin yaşamımızı tehdit eden unsurlar olduğunu da anlatan bu öykü çocuklarımızın yaşadığı kültür kaynaşmasını da kolaylaştıracak bir empati ortamı sağlıyor.

9 Nisan 2014 Çarşamba

Siyami Bey’in öyküler arası yolculuğu


Öykü Öykü Gezen Kedi
Zeynep Cemali
Günışığı yay. 2007
8-12 yaş

 Özgül Kılınç



 Bahar yavaştan uzanıp, güneş yüzünü gösterirken biz de durumu fırsat bilip baharın keyifli misafirlerine göz kırpalım istedik. Sizin için öykülerde gezen hınzır bir kediyi yazdık. 

Zeynep Cemali'nin sekiz öyküden oluşan ''Öykü Öykü Gezen Kedi'' kitabı adının çağrıştırdığının aksine tamamı kedilere dair öykülerden oluşmuyor. Yalnızca ''Siyami Bey'' adlı ilk öykü bir kedi öyküsü. Ama bu öyküdeki kedi Siyami Bey'in ilginç karakteri yüzünden kitaba bu ad verilmiş. Siyami Bey adlı bu kedi tam da bir kedinin olması gerektiği gibi; yani özgürlüğüne alabildiğine düşkün, taviz vermeyen, dediğim dedik bir kedi.  Üstelik Siyami Bey ilk öyküde ansızın evi terk ettikten sonra, diğer yedi öyküde beklenmedik zamanlarda ortaya çıkıyor. Yani tam başlığa uygun bir şekilde öykü öykü geziyor. Mahallenin sakinlerinin sıradan ama her biri bir yanıyla özgün öykülerinde görünüveriyor. Kaybettiğinizi sandığınız anda Siyami Bey'i satırların arasında yakalayıveriyorsunuz. 

Öykülerin ortak özellikleri kedi Siyami değil kuşkusuz. Tüm öykülerde sımsıcak insan ilişkileri anlatılmış. Başta birbirine zıt görünen dünyalar bağlanmış ya da umudun söndüğünü sandığınız zamanlarda insan sıcaklığı birilerine umut olmuş. Örneğin, ''Kırmızı Onluklar'' adlı öyküde ailesi için günlerce ter döken bir emekçinin boya yaparak kazandığı paraların çalınmasına karşın, oğlunun küçücük elleriyle teselli etmek için anne babasına biriktirdiği paraları tereddütsüzce sunması yüreğe dokunan bir son. ''Natır Naciye'nin Torunu'' adlı öyküde Alzheimer hastası Nergis Hanıma ailesinin bakıcı bulma çabaları konu ediliyor. Hastalık yüzünden her geçen gün daha huysuz hale gelen, ailesinin bulduğu tüm bakıcıları pes ettiren Nergis Hanım, sonunda hemşire Yeşim'in sıcak ve kararlı yaklaşımıyla kabul eder bakıcısını. ''Bay Baykuş'' adlı öykü ise insana olan inancı konu alıyor. Ressam Cevdet Bey'in kendini anlatamadığını düşünüp kendini evine kapadığı, tam bir ev kuşu olduğu günlerde eski bir öğrencisi onu ziyarete gelir. Sokak çocukları yararına olan bir projeye resmiyle katkıda bulunmasını ister. Önce Cevdet Bey gönülsüzce davranır, yeni bir resim yapmak istemez. Ama sonra resme başlar. Onunla eş zamanlı olarak mahalledeki bir kaç çocuk da derslerinden, evde durmaktan bunalmış sokakta birbirleriyle oynamak ister. Anne babalarının aşırı korumacı tavırlarına karşın bunu başarırlar. Onları uzaktan gözler Cevdet Bey. Bu durum onda geleceğe ilişkin umutlarının yeşermesine neden olur. Resmini tamamlar ve kendisine Bay Baykuş adını takan çocukları da sergiye davet eder. 

26 Mart 2014 Çarşamba

Gerçeklerden Hikayelere Kaçış


Hikaye Ormanı
Angela Nanetti
Doğan Kardeş
2014
5-10 yaş


Özgül Kılınç

Deli saçması söylemlerle dört yanımız sarılmışken biz hikayelere sarılalım. Umutlu, aydınlık günlerin hikayelerini paylaşalım.

''Hikaye Ormanı'' Agata adında küçük bir kızın dünyasına bakmamızı isteyen bir kitap. Bakmamızı istiyor çünkü o dünyada, Agata'nın hayallerinin ardında, annesinin gördüğü şiddetin gölgesi var.  Agata annesinin üzülmesine, incinmesine dayanamıyor ve bitpazarından satın aldıkları tilki kürkünü kendine arkadaş belliyor. Onunla paylaşıyor dünyasını. Agata'nın gözünde kendi dünyasındaki kara adamın aslında pek çok rengi var; mavi, kırmızı gibi. Çocuğun dünyasında farklı ruh hallerinin yansımasını bu renklerle görüyoruz.

Tilki ona kendi dünyasında da ''Kara Adam''ların olduğunu, kendisini ve ormandaki arkadaşlarını öldürenlerin de birer kara adam olduklarını bakın nasıl anlatıyor:

12 Mart 2014 Çarşamba

Bu çocuk neden şikâyet ediyordu ki o zaman?


Yazar : Alfredo Gómez Cerdá
Resimleyen : Javier Zabala
Çeviren : Saliha Nilüfer
İletişim Yayınları
2013 / 1. Basım
10+ yaş

Neslihan Şen

Bütün hikaye Miguel’in 19. yüzyılda yaşamış ABD’li şair Walt Withman’ın şu dizelerini duymasıyla başlıyor: “Her gün dışarı çıkan bir çocuk vardı; ve baktığı ilk şeyde; dönüşüverdi o nesneye”.


Çocukların hayatın zorluklarıyla tanışması veyahut ne zaman tanışacağı konusu hep tartışılagelmiştir. Elbette şanslı doğmuş ve zaten o zor hayatı sürmek zorunda değilse… Çocuk yazınının kendisi de bu tartışmadan payını alır.

Miguel, bu tartışmada tarafını çok net ve hem de doğal bir şekilde erkenden tanıştırmada tutuyor. Hatta kitabın en belirgin özelliklerinden birisinin bu olduğunu söylemek yanlış olmaz. En az bunun kadar önemli bir diğer konu ise, çok yazık ki çocuklar için yazılan kitaplarda sıklıkla rastladığımız “çocuk aklını küçümseme” konusu bu kitabın çok uzağında kalmış. Elimizde çocuk ve yetişkinlerin edebi haz alabilecekleri bir eser var. İspanyol yazar Alfredo Gómez Cerdá, kurgusu, dili ve gerçekten anlatmak istediği bir şeyler olan, üstelik heyecanla sonraki sayfası çevrilip, bir çırpıda okunacak bir kitap kaleme almış.

5 Mart 2014 Çarşamba

Kim Korkar Hain Felsefeden?


                                   
Brigitte Labbe
Günışığı Kitaplığı
8-12 yaş


Ezgi Karataş

Meraklandığında “cıss”  diye engellenen,  soru sorduğunda “karışma bakalım sen!” diye susturulan bir kültürün kodlarını derinden sarsmak için Çıtır Çıtır Felsefe dizisi oldukça keyifli bir seçenek.

Toplumsal pratikte eleştirel aklın pek sevilmediği, soru soran ve dünyayı yorumlamaya çalışanların ise küçümseyen gözlere ek alaycı bir tonla “felsefe yapma” uyarısına maruz kaldığı bir kültürde ‘felsefe’ aslında hepimizin biraz korktuğu alan oldu. Hatırlayın lise dönemlerinizi, hoca basit bir soru sorardı ve hemen arkasından tüm sınıf sus pus kesilirdi. Eee, ne de olsa “aman karışma”cıların çocukları idik bizler. Evet, hepimiz için net bir kabuldü: İnsan düşünen varlıktı. Ve fakat bu cümle aslında sınavdan on puanı cebe atmak için vardı.

Peki, düşünce, akıl, eleştiri, kritik? İşte bunlar duyduğun anda topuklayarak kaçmamız gerektiği öğretilen kavramlar oldu. Ama sonra bir baktık tam da bunlar sayesine yol alabiliyoruz. İşte bizler ezberci eğitimin içinde, çok zaman sonra çeşitli uğraşlar sonunda çetrefil kavramlarla tanışsak da bugünün çocukları daha şanslılar. Zira şimdinin “bağzı çocukları” soru sorduğunda eline küçük bir tokat yemiyor, çeşitli hurafelerle korkutulmuyor. Ve inanıyoruz gün gelecek bütün çocuklar sorularıyla dört bir yanı korkmadan inletecek. İşte o vakte kadar, bu yaman hayatın zıtlıklarına cevap vermek istiyorsak elinize geçen her çocuğa bu kitaplardan bir tane hediye edin, otobüste farkında olmadan bırakıverin, vapurda gördüğünüz çocukla iletişime geçin ve evet onların kafasını karıştırın!

26 Şubat 2014 Çarşamba

Bu kızın aklı bir karış havada!

Bulutların Arasında
André Neves
Resimleyen : André Neves
Çeviren : Ceylan Özçapkın
Nesin Yayınevi Çocuk Cenneti Kitaplığı
İlkokuma Kitaplığı
Kasım 2012 
7+ yaş 

Neslihan Şen

Gri şehirleri renklendiren, gökyüzünden rengârenk yağmurlar yağdıran ve elbette sevgili bir hikaye bu. Aynı çocukluğun büyülü dünyası gibi!

Dünyanın, elbette bizim bulunduğumuz yerden, öteki ucu Brezilya’dan resimlerin sayfalarına sıkışmış kısacık bir öykü “Bulutların Arasında”. Nesin Yayınevi’nin dilimizdeki ilk kitabını yayımladığı André Neves birçok yazarın kitaplarını resimlemiş. Hem resimleyeni olduğu hem de metnini yazdığı bu hikâye ise tekrar tekrar ilüstrasyonlarını incelemeyi hakediyor. Eminim bu kitaptan sonra, Neves’in, zaman zaman hikâyenin önüne geçen özgün çizgilerini nerede olsa tanıyacaksınız. İnce uzun sivri lakin zarif çizgileri ile bir resim tablosu özeninde çalışılmış dokusu, sade fakat ifadeli bakış ve mimiklerin yerleştirildiği maskeli yüzlerin içine dalıp gitmemek için kendinizi kollamanız gerekecek. Öte yandan aslında tam da dalıp gidenlerin öyküsünü anlatıyor “Bulutların Arasında”.

Küçücük bir büyük büyükanne!

İçimdeki Büyükanne
Resimleyen: Mustafa Delioğlu
Çeviri: Şehsuvar Adil
Can Çocuk Yay.
2010, 7+ yaş

Gökçen Düzkaya

Zaman yolculuğu mümkün müdür? bilemiyoruz ama eski zamana özlem hep yanı başımızda bunu biliyoruz. Bu hafta ‘Nerde o eski bayramlar’ tadında bir hikâyeyi, İçimdeki Büyükanne’yi, televizyonlara örtülen dantellerle, mis kokulu şerbetlerle sunuyoruz.

Küçük bir kız içinde büyükannesinin sesini duyarsa ne olur? Tabi ki başlar geçmişe doğru yolculuğa. O vakit gelsin eski zamanlardaki şarkılar, danslar; dantelli tabak örtüleri, kenarları dantelle işlenmiş kolalanmış mendiller, renkli camdan likör sürahileri, ceviz konsollar, porselen süsler, biblolar; keşkülüfukara, elmasiye, ah ya o paluze ve nişastalı pelte!…  Kola mı? Ne gezer! Hiç de fena değilmiş hani bu…

Bu yaramazca, erkek gibi duvarlara tırmanan ıslık çalan çelimsiz kız büyük büyükannesinin miniklik fotoğrafını görür ve ondan yıllarca evvel bu dünyadan göçüp gittiğine bir türlü akıl erdiremez. Fotoğraftaki küçük kız yani aslında Bia Nine ile zamanda yolculuk başlar; iki kuşak arası köprü kuruluverir.  Kahramanımızın içine bir fotoğrafla giriveren bu Bia Nine, başlar bizim kızla konuşmaya. Bizimki ne yapsa, Bia Nine hemen fotoğraftan fırlayıp: Hayır! Kızlar ıslık çalmaz, hanım hanımcık oturur, nakış yapar; ne? Yengeni mi yiyeceksin? Yengen tost da ne gibi karşı çıkışlarla hiç bilmediği bir hayat hakkında yorumlarda bulunur. Kısacası bu kuşak çatışması bizim İsabel’i çileden çıkartır. Bir gün kendini “Ben benim!” diye bağırırken buluverir. Gripten sayıkladığını sanıp okuldan eve yollarlar neyse ki…

19 Şubat 2014 Çarşamba

Saftik ya da Robin Hood…




Saftirik Greg’in Günlüğü Serisi
Epsilon Yay.
Jeff Kinney
10+yaş
 Mehmet Özçataloğlu


 Birisi zenginden alıp fakire veren bir kahraman, diğeri sakar bir küçük… Bu bağ nasıl kurulur demeyin, bu kitapları çocuklarınıza armağan edin. Zira çocukların bu iki karakterden öğrenecekleri çok şey var.

İnsanoğlunun var olduğu günden bugüne kadar yaşam çerçevesi hiç değişmemiş. Her ne kadar teknoloji sayesinde yaşamı kolaylaşsa da terminoloji hep aynı. Yoksulluk, dertli kişiler, hakkı yenenler... Yer küre üzerinde belli bir kesim bu sözcüklerin kullanımına gereksinim kalmasın diye çalışsak da birileri hep baskın çıkıyor.

Hovard Pyle “Robin Hood” adlı eserini yazarken kitabının her dem taze kalacağını tahmin edebilmiş midir bilinmez ama Robin Hood çocuk yazınının konusu hiç eskimeyen kült eserlerindendir hâlâ. İngiliz halk hikâyelerinde 10. yy.dan beri yer alan Robin Hood azılı bir haydut olarak nitelendirilir. Hatta Robin Hood’un gerçek olduğu da söylenegelir. .

1883 yılında Hovard Pyle tarafından kaleme alınan Robin Hood  bir halk kahramanıdır. Sahip olduğu etnik kimliğinden dolayı Nottingham Valisi’nin gazabına uğrayan Huntingdon Dükü’nün oğlu Robert babasının tek oğludur. Babasının uğradığı saldırı esnasında kargaşadan yararlanarak Sherwood Ormanı’na kaçmayı başarmıştır. Fakat ormanda yalnız değildir. Kendisi gibi validen kaçan kişilerle doludur orman. Orada onları bulur ve onların önderi olur. Sonrası ise bilinen hikâye… Zenginden- zalimden alır, fakire- mazluma verir. Bunları yaparken ünü de her tarafa yayılır. Ve günden güne etrafındakilerin sayısı çoğalır.

Günümüzde fakirden alıp zengine veren sistemi görünce ve yaşayınca çocukların kafası “etik” konusunda karışabilir. Kafa karışıklığını gidermesi için, aslında nasıl davranması gerektiğini görebilmesi için Robin Hood’u bugünlerde okumak çocuklara iyi gelecektir.

İç Huzuru İçin Gerekli Olan Nedir? Korunaklı Bir Yaşam mı, Yoksa Özgürlük mü?

Gökkuşağını Gören Köpek
Mustafa Yoğurtçu
Resimleyen: Bülent Benli
Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, 2012        
8-12 yaş

Hüseyin Ozan Uyumlu

“Bunca çabamız ne için?” sorusunu hiç dillendirdiniz mi? Bakın gökkuşağını gören 
köpek Toraman bu soruya nasıl yanıt veriyor? 

Toraman bir çiftlikte annesiyle birlikte yaşayan ve çiftliğin işlerine yardımcı olan bir köpek. Annesiyle aralarında güçlü bir bağ olduğu görülüyor. Ancak bu bağ sınırlayıcı değil özgürleştiren bir bağ. Kitabın başından sonuna güzel bir anne-oğul ilişkisi dikkat çekiyor. Toraman bir gün Efelek adında bir kelebekle tanışıyor ve böylece dostlukları başlıyor. Kelebeğin renklerini annesine bir bir söylemesi ise Toraman’ın annesini şaşırtıyor. Çünkü bilirsiniz ki köpekler yalnızca siyah-beyaz görürler. Toraman’ın bu yeteneğine önce annesi ikna oluyor, sonra da çiftliğin diğer hayvanları. Ama Toraman’ın hayatı için dönüm noktası bu değil. Onun hayatını değiştiren olay çiftliğin dışına çıkması oluyor.

Çiftliğe giren bir tilkiyi kovalayan Toraman, bir anda kendini çiftliğin dışında buluyor. Fakat çiftliğin sahibi onu hemen içeri sokuyor ve ceza olarak Toraman’ın boynuna tasma takıyor. Çiftliği tilkiden koruduğu için mükâfatlandırılmayı bekleyen Toraman, tam tersine cezalandırılmış oluyor. Özgürlük rüyası çabuk biten Toraman’ın var olan özgürlüğü de elinden alınıyor. Toraman’ın “Bunca çabamız ne için?” sorusu, çocuğa “adalet” duygusunu sorgulatmayı başarıyor. Peki bu ceza Toraman’ı uslandıracak mı?

6 Şubat 2014 Perşembe

Aydınlanma Yolunda Yoldaş Kitaplar


İlk Bilim Kütüphanem ( 11 Kitap)
İş Bankası Kültür Yay.
Kolektif
7 yaş ve üstü 
 Mehmet Özçataloğlu
 Gericilik dört yanı sarmışken ve çocukların zihinleri hurafelerle doldurulurken biz inatla bilim diyoruz. Evrim, dünya, uzay ve elbette gelişim diyoruz.

Dinselleştirilmeye çalışılan bir eğitim sisteminin içerisinde yuvarlanıp giderken, insan, çocuklar için neler yapılabilir, onlara ne okutulabilir diye düşünmeden edemiyor. 4+4+4 eğitim sistemi ile kapı ardına kadar açıldı. Bilimsellik, akılcılık ara ki bulasın. Çocuk gelinler, okulda olması gerekirken sanayide çürüyen bedenler… Yasaklanan kitaplar… Bunların hepsi bu ülkenin gerçeği… Ama biz çok karamsar olmayalım zira umudumuzu yitirdiğimiz anda mücadeleyi de kaybederiz.
Bu hafta tam da yaşadığımız karanlığa inat aydınlatıcı kitaplardan söz ederken, sayfamızı ise İş Bankası Kültür Yayınları’nın on bir kitaptan oluşan “İlk Bilim Kütüphanem” dizisine ayırdık.
İlk olarak Yıldızlar ve Gezegenlerden başlayalım.

5 Şubat 2014 Çarşamba

“Değişik” bir adamdan “değişik” bir masal: Dere Tepe Ters

Dere Tepe Ters
Italo Calvino
Çeviri: Filiz Özdem
Resimleyen: Nicoletta Ceccoli
YKY, 3.Baskı Şubat 2013

Evrim Gökçe

Ve elimizdeki bu sorunları yavaşça yere bıraktıysak gönül rahatlığıyla söyleyelim; Calvino, hayal gücünü kutsal kitaplardan çıkarıp gerçekle temas ve sürtünme katsayısını arttıran adam olarak, çocuklarımızı hak etmektedir. Çocuklarımız da, bu “değişik” adamı…


Italo Calvino’yu bilen yetişkin okurlar O’nu şöyle tanımlayabilirler; “İnanılması güç şeylere sanki bizim sokakta, şehrin sevdiğimiz bir yakasında hep rast geldiğimiz şeylermişçesine inandıran, üstelik inandırma kaygısızlığıyla bunu kotaran kişiye Italo Calvino denir.”
Bu hafta çocuk kitaplığı sayfamızda, İkinci Dünya Savaşı yıllarında direniş saflarına katılan Calvino’nun, havalı ama cana yakın cümlelerini çocuklar için de kurduğu “Dere Tepe Ters” kitabını tanıtacağız.