Çocuk Kitaplığı

Çocuk Kitaplığı
8 yaş ve üzeri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
8 yaş ve üzeri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

16 Nisan 2014 Çarşamba

Nergui: Hiç kimse, Ovo (?) Hiç de tanıdık değil, öyle değil mi?



Benim Adım Hiç Kimse
Frank Cottrell Boyce
Çeviri: Arif Cem Ünver
Tudem Yayınları, 2013
8+ yaş

Gökçen Düzkaya

Bir ülkede gece yatağından kaldırılıp sınır dışı edilen çocuklar varsa, o ülke "gelişmiş" falan değildir!

Bir belgesel çekmek isterseniz fotoğraflar en büyük yardımcınızdır. Bir kitap yazmak isterseniz de anılar… Anı öykü yazmak isterseniz, gerçek olması şart ve daha etkileyicidir. Bir de o gerçeklik toplumsal yapının bağrında açılan yaralardan biriyse, işte o zaman kesinlikle yazılmalıdır bunun hikâyesi.

Benim Adım Hiç Kimse” bu yaralardan birine parmak basıyor. Okuyucuya bir göçebe öyküsü sunuyor. Öyle bir öykü ki, Moğolistan ile İngiltere’yi buluşturup, fotoğraflarla da süslüyor. Nergui, Moğolca’da ‘hiç kimse’ demek. Ovo da bir çeşit batıl inanç. Bu öyküde bir İngiliz çocukla Moğolistanlı iki erkek kardeşin tuhaf ve bir o kadar da eğlenceli anılarına şahit olacaksınız. Tabi ‘Nergui’ ve ‘Ovo’ sözcüklerinin tam olarak ne anlama geldiklerine de… Orta Asya’nın steplerinden Liverpool’un futbol takımına uzanan; iblisi gösterip aslında iblisin yaşamımızı tehdit eden unsurlar olduğunu da anlatan bu öykü çocuklarımızın yaşadığı kültür kaynaşmasını da kolaylaştıracak bir empati ortamı sağlıyor.

1 Ocak 2014 Çarşamba

Zıtlıklar üzerine eğlenceli bir senfoni!


Lataşiba: İki Kentin Arasında
Yazar: İrem Uşar
Resimleyen: Sadi Güran
Günışığı Kitaplığı, 2013
8+ yaş

 Gökçen Düzkaya
Gündüz geceye, gece gündüze kavuşur.  Kuşlar, ağaçlarına, kurbağalar nehirlerine, darlar genişlere, genişler darlara…
Her şey bir kitapla başladı, bir gölge oyunuyla sona erdi.  Yok yok öyle demek doğru olmaz. Daha öncesi ve daha sonrası yok mu bu işin? Başlangıçlar ve sonların da nedenleri ve sonuçları yok mu? Elbette var! Mesela bizim Şibanların ve Latanların içlerini kemiren merak duygusu. Onlar da kim? Hemen söyleyelim. Latanlar Lata’da yaşayanlar, Şibanlar da Şiba’da… İlki genişlerin  diğeri de darların ülkesi. Aralarında devasa surlar var.  Bir Şiban için her şey çok dar. Tek kişilik. İki kişi yolda karşılaşırsa biri duvara yapışıp diğerine yol vermek zorunda. O derece yani…  Ve her şey yasak bu arada. Bir Latan için de her şey alabildiğine geniş, yasak ne demek bilmezler ki…

Şu iç kemiren meraka dönelim. Bizim Şibalı çocuklara görünen, kütüphaneye “Şiba’nın Uzak ve Hür Ovası” adlı bir kitap bırakan gizli kahramandan önce de merak vardı. Zaten her şey o merakla başladı. Gelin görün ki merak etmek yasak! Yasak da bir yere kadar canım! Ha bir de duvarın öbür tarafından gelen cam kurbağası var. Veriler birikir. Artık harekete geçme zamanıdır. Duvarın arkasında ne vardır?

Biz Şibalı iki yaramazı orada bırakalım şimdilik. Bakalım Lata’da neler olmaktadır? Bir gece bu genişler ülkesinde bir Ay partisi verilecektir. İki ağacın arasına ressamların türlü renklerle bezdikleri Aykuşu resmedilir. Çarşaf gerilmeye başladıkça gözler kuşa çevrileceğine çarşafa yansıyan dar ve uzun binalarıyla, surlarıyla, her şeyiyle tastamam bir kente yönelir. Herkesin ağzı açık kalmıştır. Yöneticiler bu işin bir şaka olduğunu söylerler. İnsanlar buna inanırlar. Ama merak orada da daha önce başlamıştır. Duvarın arkasında başlayan merak çarşafın düşüyle buluşunca… Daha önce hiç görülmeyen bir şey görülmüştür sonuçta. Merak etmemek mümkün mü?

Burada yazarımız müthiş bir soyutlama yaparak gölgeleri sokuyor devreye. Şlopgen- bir Latan-kendi giremese de hayalet şehre gölgesini düşürüyor çarşafa ve böyle girmeye çalışıyor yasak şehre. Yasak? Bir Latan’ın hiç alışık olmadığı bu söz damdan düşer gibi düşüyor Şlopgen’in başına. Anlıyoruz ki yasaklar, birilerinin işine gelmeyince devreye giriveriyor. Yani birileri sırlar saklıyor! 

20 Kasım 2013 Çarşamba

Balat’a gideriken aldı da bir yağmur…



Semih ve Balat'ın Bulutu
Tim Davis
Çeviri: Senem Davis
Mandolin Yayınları, 2009
8+ yaş

 Gökçen Düzkaya

 ‘Kentsel dönüşüm’ adı altında sunulan rant projelerini, çocuk dünyasının içinden naif bir dille anlatan bu hikayeyi çocuklar kadar büyükler de keyifle okuyabilir.

İstanbul’a gidip de Balat’ı, Ayvansaray’ı, Edirnekapı’yı gezmediyseniz, tarihi yarımada turunu tamamlayıp içiniz rahatlamış olarak dönmeniz mümkün değildir. Çünkü bu tur size Bizans ve Osmanlı ile ilgili bilgi vermekle kalmayacak; gezdiğiniz her sokakta, girdiğiniz her yıkıntıda, bir çay içmek için mola verdiğiniz her mahallede ve Haliç boyunca uzanan Balat Vapur İskelesi Caddesi’nden arkaya her baktığınızda buram buram ben buradayım diyen bu tarihî dokunun içinde yolculuk yapma fırsatı yakalamanızı da sağlayacak. Tıpkı masalımızın kahramanı Semih gibi.

Tevfik Fikret’in Sis şiirinde dediği üzere, dişleri düşmüş sırıtan sur kafilesi sizi önce şehrin içine alıp buyur edecek. Biraz ilerledikçe çatılmış kaşlar gibi karşılıklı sıralanmış tarihî cumbalı Balat evlerinin arasına çekilmiş iplere asılan rengârenk çamaşırların altından geçerken, “bizim mahalle de böyleydi” demeye kalmadan sağdan soldan adım atıveren kilise ve şapel duvarları, Osmanlı döneminden kalma türbeler, çeşmeler tozlu örtülerini kaldırıp bizi biraz daha yukarı çıkarıverirler. İşte karşımızda Kırmızı Mektep masalsı görkemiyle bizi karşılamaktadır. Bu saati durmuş tarihin içinde capcanlı bir hayat ılık bir kan gibi dopdolu akar tüm çelişkisiyle. Balat, Eminönü’ne giderken yolun sağından bize bir selam çakar devlet erkânı, ruhban sınıfı; viraneler ve avare çocuklarıyla hep birlikte…
Masal Masal İçinde…