Çocuk Kitaplığı

Çocuk Kitaplığı

29 Ocak 2014 Çarşamba

Pal Sokağı Çocukları’nın Islığını Duyun: Arsa için Müdafaa Vakti!

Pal Sokağı Çocukları
Ferenc Molnar
Çeviri:  Zeyyat Selimoğlu
Resimleyen: Leonia Janecka
Can Yayınları
9 yaş ve üstü
Hüseyin Ozan Uyumlu
       
Siz ki, güzelim mavi göğün altında yaşamaya, sonsuz uzaklıklara alışkınsınız. Siz ki, koca apartman blokları arasında yaşamak zorunda değilsiniz.

Nasıl da hoyratça gelip geçti çocukluğumuz… Alışılmamış saatlerde sokakta olmak, hava kararınca bile girmemek içeri, nasıl da çabucak geçti? Kurduğumuz oyunlarda kendimizi paralar, canhıraş çabalardık. Sokak çocuğu muyduk? Evet, sokak çocuğuyduk. Misket, gazoz kapağı oynayan, tornet kayan, yol ortasında tek kale maç yapan sokak çocuklarıydık. Çiftliklerin, bağların yamaçlarında dünya dertlerinden azade koşardık. Peki, şimdi dallarına tırmanacağımız bir ağaç kaldı mı? Oyun oynadığımız alanlar “rezidans” olmadı mı? Büyük kent çocuğu için boş bir arsa ne demektir peki? İşte romanın sorusu bu. Şu avuç içi büyüklüğünde, verimsiz ve yamru yumru toprak, iki yapının arasında soluksuz kalmış şu sıkışık düzlük, sonsuzluk ve özgürlüğün simgesi: Arsa…
Sokakların arasında geniş bir oyun alanı olan bu Arsa, ona sahip olan Pal Sokağı çocukları ile onu ele geçirmeye çalışan Kızıl Gömleklileri karşı karşıya getirir. Pal Sokağı çocukları’nın kalesi olan Arsa’ya,  bayrak bile çekiliyor.  Kızıl Gömlekliler için de çok cazip bir yer bu Arsa ve zorlu bir mücadele bekliyor her iki tarafı. General Boka, Islıkçı Çonakoş,  Afilli Çele, Gereb, Kolnay, Vays, Barabas, Lejik ve Çiroz Erno Nemeçek... Yani yağlı kasketleriyle Arsa Çocukları… Karşılarında Botanik Bahçesi’nin Kızıl Gömleklileri: Ferenç Atş, Pastor Kardeşler, Sebeniç, Vendaver ve diğerleri…  Aslında hepsi de iyi, iyi çocuklar, bakmayın birbirleriyle alıp veremediklerine.  Kolay değil hayati bir çatışmanın içinde olmak.  Mücadele toprak kavgası, hatta yurt kavgası…  Arsanın geleceği çok önemli. Çünkü bir oyun yeri gerekli onlara… İşte o kadar… Gerisi cesaret meselesi, korkak olan kaybeder… Gelsin o zaman Kızıl Gömlekliler Pal sokağının üstüne, açılsın kapılar, başlasın hengâme…

23 Ocak 2014 Perşembe

Arsalar hep çocukların olsun!



Neslihan Şen

 Biliriz, Arsalardan evlere ya da biraz daha “şanslı doğmuşsa” alışveriş merkezlerine sürülen çocukların sınıfı aynı.

Başlığa bakınca aklınıza emlak, yatırım gibi konular gelmesin sakın. Bu arsa başka Arsa… Sözlüğe sorarsanız “üzerine yapı yapılmak için ayrılmış yer” ama bize konu olan Arsa’nın kıymeti ne rantının yüksekliğinde ne de üzerine yapılacak yapının değerinde. Bizim Arsa boşken daha kıymetli. Sokak aralarındaki o boş arsalarda kim bilir hangi hikâyelerin peşinde koşturan ne çok çocuk vardı bu topraklarda. Çok yıllar önce oturduğum evimin karşısındaki Arsada koşturan bizler gibi. Sadece Arsalar değil, sokaklar da daha fazla çocuklarındı.

Kentlerin bugün geldiği nokta en çok da Arsaları, sokakları ve parklarıyla çocukları yuttu. Sadece nefes almakta zorlandığımız bir grilik ya da üzerimize gelen kuşatılmışlık değil yok olan. Boş Arsalar yapılarla doldukça çocukların da hayallerine beton döktüler. Tuna’nın öte kıyısındaki macun çocukların, Pal Sokağı’ndaki Arsası’nı dolduran beton ile bizim buralardaki Arsaları dolduran betonun sınıfı aynı mıdır bilinmez. Ama biliriz, Arsalardan evlere ya da biraz daha “şanslı doğmuşsa” alışveriş merkezlerine sürülen çocukların sınıfı aynı.


Haziran’da sarıldığımız ağaçlar değildi sadece. İşte o boş Arsalara da sarıldık. Kendi çocukluğumuzunkiler ve şimdi bizim çocuklarımızın yepyeni hikâyeleri, maceraları yaşasın diye. Bugün evimin kıyısında boş bir Arsa var. İçinde hiç çocuk görmedim. Civardaki arabalara otopark vazifesi yapıyor. Etrafınıza baktığınızda ne kadar çok arsanın binalaşmaktan paçayı yırttıysa otoparka dönüştüğüne bir bakın, şaşıracaksınız. Boş Arsalar boş kalsınlar, park olsunlar. Okmeydanı’nda, Tuna’nın kıyısında, Çankaya’nın tepesindeki boş Arsaları, Berkin ve arkadaşları gelip doldursun. Arsa olsun, park olsun ama hep çocukların olsun!

15 Ocak 2014 Çarşamba

Yaşamak güzel şey peki ya isyan?

İki Kere Doğan Baron
Gianni Rodari
Resimleyen: Sedat Girgin
Çeviren: Yelda Gürlek
Can Yayınları
1.Basım Ekim2013
8 + yaş
Evrim Gökçe

 İki kere doğmak ister miydiniz? Üstelik ilkinde bolluk ve refah içinde, 94 yaşına dek yaşamış olsanız bile. 

Rodari’nin kahramanı Baron Lamberto, ikinci seferinde Lamberto Rönesans olmayı haklı çıkaracak şekilde “yeniden doğuyor”.  Yaşamanın çok güzel şey olduğu bizim buralarda da İtalyan kasabalarında da biliniyor.
Uzun yıllar önce bir Mısır tatilinde, 24 ayrı bankası olan zengin Baron Lamberto’ya bir efsane taşıyıcısı Arap  “insan, adı söylendikçe yaşar” der. Bir yanıyla “elbette öyle, Tolstoy, Beethoven nasıl yaşıyor sanıyorsunuz” diyebilirsiniz. Eğer aklınıza ilk gelen buysa ortalama soyutlama yeteneğine haiz, edebiyatta iyiyi, müzikte hem iyi hem ilericiyi seven birisiniz ancak Baron Lamberto kadar deneysel çabalardan nasiplenmemişsiniz demeliyiz.

Mısır tatilinde duydukları, Baron Lamberto’yu, biraz yaşamaya duyduğu dehşetli ilgi, biraz deneylere duyduğu sevecen merak dolayısıyla yeni bir istihdam alanı yaratmaya yöneltir. Tavan arasında 6 kişilik bir ekip kuran ve kahyası Anselmo’yu ekipten sorumlu kılan Lamberto, muhteşem bir düz mantıkla, bu 6 kişiye adını gün içinde aralıksız söylettiği bir görev tayin eder. Tavan arasında fısıltı ya da gürültü olmayacak şekilde, gün boyu Lamberto Lamberto Lamberto sesleri uçuşur.

Bizim biraz makaraya aldığımız bu yeni görev, son gülenin iyi güldüğü deyimi cümle içinde kullanmamıza vesile olacak kadar işe yarar. Baron Lamberto, bir sabah kaskabak kafa derisinde, kıvırcık ve sarı bir bebeklik saçıyla, bir başka sabah ritmik atan bir kalp, bir başka sabah ise boks turnuvalarına katılacak kadar sağlam bir vücutla uyanır.

Sonra sahneye Lamberto’nun paragöz yeğeni Ottavio (hoş Lamberto’nun 24 bankası düşünüldüğünde dayısından daha paragöz değildir denebilir) ve kandırılmaya çok müsait saftorik haydutlar intikal eder.  Haydutlardan daha haydut çıkan Ottavio’nun tavan arası emekçilerini uyku ilacıyla derin uykulara gömmesiyle birlikte, adı anılamaz hale gelen Lamberto, pat diye ölüverir.

Lakin Ottavio’nun sevinci kursağında kalır çünkü cenaze merasiminde hep bir ağızdan Lamberto diye bağıran kitleler, zengin baronun yeniden doğmasına neden olurlar. Öyle bir an gelir ki, Baron Lamberto ilk kez aşkını ilan edebilecek bir delikanlı, hatta kısa pantolonlu bir çocuk kadar “çocuklaşır”.

Yüreğimize Dokunan Derin Kalpler


Rico ve Oskar: Defolu Kalpler
Andreas Steinhöfel
Çeviren: Kazım Özdoğan
Tudem Yayınları, 1. Baskı, 2013


Özgül Kılınç


 Rico ve Oscar’ı hatırladınız mı? Hani daha önce bu sayfada Rico ve Oskar: Derin Gölgeler kitabını anlatmıştık ve bu iki çocuğa hayran kalmıştık. İşte, serinin bu ikinci kitabında ise Rico’nun derin yeteneğinin dünyasına sokuyor ve ister istemez ona ve arkadaşına ''dokunuyorsunuz.

 Rico ve Oskar'ın dostlukları dışarıdan bakan kimileri için garip, çünkü Rico kendi deyimiyle ''derin yetenekli'', dışarıdan bakan içinse ciddi bir zeka geriliği var. Oskar ise üstün yetenekli bir çocuk, dışarıdan bakan biri içinse o da garip. Duygusal dünyalarındaki yalnızlık ise onların birbirini tamamlayan çok sıkı bir ikili olmalarına yol açıyor. Rico belki alışıldık biçimde düşünemiyor ama insanların duygularını gerçek anlamda ''okuyor''. Kurduğu ''Haftalardır melodisi unutulan bir şarkı gibi annem'' cümlesi, annesinin üzüntülü, düşünceli halini nasıl da anladığını ifade ediyor.  Oskar’ın ise duygusal olduğunu söylemek mümkün olmasa da Rico'nun düşüncelerinin yetişemeyeceği çözümler bulmasına yardım ediyor. 

Oskar ve Rico bu kitapta tekrar buluştular dedik yaa, elbette macera kaçılnılmaz. İşte yeni macerada kaçak mal satanların, bu uğurda yaşlı insanların bingo tutkusunu, Rico'nun annesini nasıl kullandıklarını görüyoruz ve bizim ikilinin bu çetin durumla mücadelesini... Yalnız değiller elbet, eşini büyük unutkanlıktan kaybeden Bay van Scherten, depresyondan (Rico'nun deyimiyle gri duygu) Rico'nun yardımıyla sıyrılan Bayan Dahling en büyük yardımcıları. Rico, annesini bu zor durumdan kurtarabilecek mi? Peki ya babası olmasını istediği polis memuru Simon Bühl ne yapacak? Rico ve Oskar hem genç okuyucularımıza, hem de büyüklere bol macera ve yüreğe dokunma garantisi vadediyor.