Selin Çoruh
Gün gelir tiyatronun en
önemli isimlerinden Muhsin Ertuğrul’un sahnesi kapanır, gece olur devlet
tiyatrosuna ani baskın düzenlenir, ağaçları katledilir. Ama biz sanata düşman
yönetime inat tiyatro diyoruz. Okuyoruz, izliyoruz en önemlisi yaşatıyoruz…
23 Nisan tarihinin, çocukların bayramı olmasının yanı
sıra, İngiliz Edebiyatı’nın en önemli isimlerinden Shakespeare’in ölüm
yıldönümü olması sebebiyle bir anlamı daha var bizim için. William Shakespeare
23 Nisan 1616 tarihinde, tarihin ilginç bir rastlantısı olarak, diğer bir dev
isim Cervantes’le aynı gün ölmüştür. Tiyatro yazarının hayatıyla ilgili çok az
şeyin bilinmesi gerekçe gösterilerek bazı eleştirmenler tarafından Shakespeare diye
birinin hiç var olmadığı bile iddia edilse de bunun Shakespeare düşmanları
tarafından uydurulduğu da söylenilmektedir. Kesin olan bir şey var ki
Shakespeare, Dünya tarihinin en çok konuşulan, tartışılan ve tanınan fakat en
gizemli kişiliklerinden biri olagelmiştir.
İngiliz tiyatrosunun kurucularından biri olarak kabul
edilen Shakespeare, aynı zamanda oyunculuk alanında çok önemli bir reformcudur.
Gelişme dönemindeki İngiliz tiyatrosuna “doğaya yakın oyunculuk” anlayışını
getirmiş, dönemin klişe ve abartılı oyunculuk biçimlerini eleştirmiştir.
Avrupa’da Rönesans ve Reform hareketlerinin hız kazandığı bir dönemde
üretimlerini gerçekleştirmiştir. Ancak Shakespeare’i tüm zamanların yazarı
yapan element, onun karakterleri ele alış biçimidir. Her karakter, bir başka
eserindeki karakteri daha iyi anlamamızı sağlayan bir bütünün parçaları
gibidir. Bu nedenle Shakespeare tiyatrosunu anlamak için, onu bir bütün olarak
ele almak gerekir. Shakespeare her yarattığı karakterde vücut bulmuştur ancak
hiç biri otobiyografi değildir. Daha çok tarihi oyunlar yazmasına rağmen,
oyunlarındaki karakterlerin her biri insanın, insanlığın hislerini, düşüncelerini
bir ölçüde zamandan bağımsız olarak yansıtabilmektedir. Bu yüzden
Shakespeare’in empati yeteneği, nesilleri aşmış bugüne kadar uzanmıştır.
